23 Mart 2010 Salı
KEŞMİR
MÜSLÜMAN KEŞMİR HALKI YARDIM BEKLİYOR
Keşmir altın, zümrüt ve yakut madenleri bakımından dünyanın en önemli bölgelerinin başında gelmektedir. Hindistan'ın işgali altında bulunan bölge, yüksek dağların üstünde olduğu için tüm bölgeyi rahatlıkla kontrolü altına alabilecek stratejik bir topraktır. İşte sahip olduğu bu stratejik önem ve yeraltı zenginlikleri nedeniyle Keşmir, tarih boyunca pek çok ülkenin dikkatini çekmiştir. Ancak Keşmir'in, bölge ülkelerinin bu kadar dikkatini çekmesinin en önemli nedeni Müslüman kimliğidir.
Bağımsız bir İslam devleti olmayı ya da İslami bir kimliğe sahip Pakistan ile birleşmeyi hedefleyen Keşmir'e, ne yıllardır bölgedeki İslam düşmanı politikaların mimarı olan Hindistan yönetiminin ne de Rusya'nın ve Komünist Çin'in izin vermeye niyetleri yok gibi görünmektedir. Keşmir halkına yapılan ekonomik ambargoların, şiddet eylemlerinin, sebepsiz tutuklamaların, işkencelerin temel nedeni de Keşmir halkının Müslüman kimliğidir. Söz konusu güçler, böylece hem ekonomik hem de siyasi açıdan güçlü bir İslam devletinin oluşmasını engellemeyi hedeflemektedirler. Aynı şekilde Müslüman Pakistan yönetiminin de ambargolar ve uluslararası baskılarla Keşmir halkına destek vermesi engellenmek istenmektedir.
KEŞMİR ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLAR
1993 yılı Ekim ayında Keşmir'in başkenti Sirinagar'da Hazratbal Camisi'ne karşı büyük bir saldırı gerçekleştirildi. Hindistan makamlarının, Müslümanların askeri karargahı olarak nitelendirdikleri Hazratbal Camisi yaklaşık bir ay süre ile kuşatıldı. Kuşatma sırasında 100'den fazla insan öldürüldü. 300 masum insan tutuklandı. Kentin elektrik ve suyu kesildi.
Keşmir'de, Hint yönetiminin sürdürdüğü vahşetin yanısıra bir de mülteci sorunu yaşanmaktadır. Aşağıda Keşmir'deki mülteci kamplarını ziyaret eden Kanal 7 muhabiri Sefer Turan'ın aktardığı izlenimlere yer verilmiştir. Yalnızca bu tasvirler dahi bir insanın vicdanını harekete geçirmek için yeterlidir. Söz konusu gazetecinin yazısında, kamptaki hayat şu şekilde tasvir edilmiştir:
Ambor mülteci kampı 1990 yılında Cammu Keşmir'den kaçan Keşmirliler için kurulmuş. Hayat standartları normalin çok çok altında. Küçük küçük toprak evlere insanlar adeta tıkışmış. Girdiğimiz tek odalı bir evde bir tek yatak var. Kaç kişi kaldığını sorduğumuzda aldığımız cevap "9 kişi". Kampta toplam 1.110 kişiden oluşan 214 aile yaşıyor. Hayat standartlarının çok düşük olduğunu görmek için topraktan yapılmış evlerden bir tanesine girmeniz yeterli. Evler genelde iki odalı. Odalarda birkaç tane kullanılamayacak çanak çömlek. Bir veya iki tane yatak. Yataklara yatak demek için bin şahit gerekli. Köşede oturmuş bir anne, kucağında bebeği. Kimi zaman içerisinde tutuşturulmuş üç beş dal parçasının bulunduğu toprak ocakta kaynayan bir kazan. Etrafta kuru veya yaş yiyecek adına hiçbir şey yok! Ama utandığımdan hiçbir kazanın kapağını açma cesareti bulamadım. Hangi çadıra girdiysek ortada ne yiyecek adına ne yatacak adına hiçbir şey görmedik! Çadırların birinde ortada yerde küçük eski bir bez parçası seriliydi. Belli ki yatak olarak kullanılıyordu. "Bu çadırda kaç kişi kalıyor?" diye sorduğumda aldığım cevap "11 kişi" idi... Ve dışarıda yine tek tük kaynayan bir saç kazan! 19
Keşmir'deki mülteci kamplarında çok büyük bir insanlık trajedisi yaşanıyor. Tek odalı ve tek yataklı çadırlarda 10'a yakın kişi kalıyor. Açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla mücadele eden Müslüman Keşmir halkının bulabildiği tek yiyecek bir kazan suyun içine atılmış, birkaç daldan ibaret... |
İşte tüm bu olaylarda, Allah'a iman eden vicdanlı insanların çıkarmaları gereken hikmetler vardır. Yeryüzündeki her olay insanların denenmesi için bir hikmet ve hayırla yaratılmaktadır. İnananların, yukarıda anlattığımız denemelerden çıkarmaları gereken hikmet ise, Allah'ın varlığını ve Kuran ahlakının güzelliklerini tüm dünyaya anlatmanın ne kadar önemli olduğu gerçeğidir. Bu gerçek karşısında yapmaları gereken ise, insanları kötülükten men etme, onlara iyiliği emretme ve Allah'ı inkar eden her türlü akıma karşı fikri bir mücadele yürütme görevlerini yerine getirmektir. Bunun neticesinde Allah'tan korkan, güçlü vicdana sahip insanlar ortaya çıkacak ve tüm zalimlikler birer birer ortadan kalkacaktır. İnsanlara zulmedenler ise yaptıklarının karşılığını hem dünyada hem de ahirette eksiksiz olarak alacaklardır. Allah bu gerçeği bir ayette şu şekilde bildirir:
"Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size." (Enbiya Suresi, 18)
DÜNYANIN GÖRMEZLİKTEN GELDİĞİ BİR ZULÜM
Batı ve özellikle de Amerikan medyası Hindistan'ın yanındadır. Dikkat edilirse, büyük Amerikan gazeteleri Keşmir'deki vahşete hemen hiç değinmezler. Değindiklerinde ise, bu haberi "Hindistan'a ait bir bölgedeki iç isyanın bastırılması" havasında sunarlar. Örneğin New York Times, 22 Ocak 1990 tarihli sayısında Pakistan'ı Keşmir'deki "ayrılıkçı" Müslüman grupları destekleyerek "ülkedeki istikrarı bozmak"la suçlayan bir yorum yayınlamış ve Pakistanlıların büyük tepkisini almıştı.20 Tüm Batı medyasında bu tür yorumlara sık sık rastlamak mümkündür.
Özellikle de 1980'li yıllardan sonra güçlerini artıran İslam karşıtı Hindu gruplar, Müslümanlara yönelik büyük ölçekli saldırılarda bulunuyorlar. Hindistan'da Müslüman kimliğinin tek bir kalıntısının dahi kalmamasını isteyen bu gruplar, masum halka yönelik vahşet dolu katliamlarla birlikte büyük bir asimilasyon politikası da yürütüyorlar. Buna rağmen İslami eğitimin, Kuran okumanın, cezaevlerinde ibadetin yasaklandığı, şehir ve kasaba isimlerinin Hindulaştırıldığı Keşmir'de halkın İslami duyarlılığı güç geçtikçe artıyor. Resimde görülen Kuran yakma olayları ise Hindu askerlerinin İslam düşmanı tavırlarına bir örnek teşkil ediyor. |
Sonuç olarak, Keşmirli Müslümanlar yarım yüzyıldır yalnızca Hindistan'la, ya da radikal Hindu örgütleriyle değil, aynı zamanda bunları perde arkasından destekleyen Batılı güçlerle de savaşmaktadır.
Batılı güçlerin olaya dahli, özellikle propaganda boyutunda ortaya çıkmaktadır. Keşmirli Müslümanlara karşı uygulanan vahşet feci boyutlardadır. Ancak tarih boyunca olduğu gibi, günümüzde de türlü propaganda yöntemleriyle Keşmir ve bölgesinde yaşananlar, insanlara çok farklı şekilde aksettirilmektedir. Uygulanan zulümler, işkenceler, masum insanlara yapılan baskılar gizlenmekte, sonuçta tüm dünya olan bitenler karşısında sessiz kalmaktadır. İnsan hakları örgütlerinin hazırladıkları raporlar adeta yokmuş gibi davranılmaktadır. Hint zulmüne karşı direnen, kendi topraklarında barış içinde yaşamak için mücadele veren Keşmirliler dünyaya radikal terörist gruplar olarak tanıtılmaktadır. Başta da belirttiğimiz gibi, Pakistan'ın ise bu grupları desteklediği, eğer Pakistan'ın telkin ve kışkırtmaları olmasa Keşmir ve Hindistan arasındaki sorunların kısa sürede aşılacağı iddia edilmektedir. Bu nedenle de sorunlara neden olarak Müslüman Pakistan yönetimi gösterilmekte ve bu ülkelerin Batılılar tarafından güçlü bir şekilde baskı altına alınmasının sorunları çözmede yardımcı olacağı söylenmektedir.
Keşmir nüfusunun %90'ı Müslüman. Bölgede 4 milyon nüfusa karşılık Hindistan'ın 700.000 kişilik ordusu bulunuyor. Sadece 1990-1999 yılları arasında Hint saldırıları sonucunda ölen kadın, çocuk ve asker sayısı 65.000'den fazla. Ortalama her gün 20 Müslüman şehit ediliyor, kadınlar toplu tecavüzlere uğruyor, medrese ve hastaneler bombalanıyor, okullar ateşe veriliyor... |
Keşmirli Müslümanların bu en meşru haklarından dahi yoksun bırakılmaları, dahası türlü işkencelere maruz kalmaları, dinsizliğe karşı İslam'ı güçlendirmenin ve vicdanlı insanları bilinçlendirmenin ne kadar acil ve önemli bir görev olduğunu bize bir kez daha göstermektedir.
Kuşkusuz bu olaylar karşısında vicdan sahibi insanların duyarsız kalması, bunları görmezlikten gelmesi mümkün değildir. Yaşanan haksızlıkların gündemde tutulması, yeryüzünde huzurun, barışın ve adaletin ancak Kuran ahlakının yaşanması ile mümkün olacağının tüm insanlara anlatılması günümüzde en önemli sorumluluklardan biridir. Ayrıca inananların Allah'ın yardımı ile müjdelenmesi, zalimlerin ise tevbe etmedikleri sürece karşılaşacakları son ile korkutulmaları da Müslümanlar için bir ibadettir. Bir ayette zalimler ile iman edenlerin alacakları farklı karşılık şöyle haber verilmiştir:
2 Haziran 2001 tarihli New York Times gazetesinde çıkan "Anti-Müslüman Gruplar İnternet Üzerinde Birleşiyor" başlıklı haber Hindu gruplarla Yahudiler arasındaki girift ilişkiyi tekrar gözler önüne serdi. Amerika'daki militan Hindular tarafından işletilen web sitesi, Müslümanlara karşı düşmanlığı ve şiddeti desteklediğinden dolayı gelen şikayetler üzerine kapatılmıştı. Fakat birkaç gün sonra site, ABD'de yaşayan fanatik Yahudiler tarafından tekrar açıldı. New York Times gazetesi bu ilişkinin temelini şu şekilde yorumluyordu: "İlk bakışta dünyanın farklı bölgelerindeki 2 aşırı uç dini felsefeyi biraraya getiren bu alışılmadık birleşmenin ortak olan çok az yönü vardır. Fakat New York'un etnik karışımı içerisinde birlikte yaşayan küçük Hindu ve Yahudi grupları uzak bir düşmanı paylaşmanın dostluk için yeterli bir temel olduğunu keşfetmişlerdi. Anti-Müslüman bağları o kadar güçlü ki Bu ilişkiyi Hindu web sitesinin üyelerinden biri "Aynı savaşta savaşıyoruz" şeklinde tanımlıyor." |
Şüphesiz biz elçilerimize ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahitlerin duracakları gün elbette yardım edeceğiz. Zalimlere kendi mazeretlerinin hiçbir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de. (Mümin Suresi, 51-52)
Etiketler:
Adnan Oktar,
Allah,
Altın Çağ,
Hz. İsa,
Hz. Mehdi,
İslam,
İslam Birliği,
Keşmir,
Kral Mesih,
Mesih
FİLİSTİN
İSRAİL YÖNETİMİNİN TERÖR POLİTİKASI
Osmanlı döneminde 400 yıl boyunca farklı din, dil ve kültürlere sahip halkların, huzur ve güvenlik içinde yaşadıkları Filistin topraklarında, yıllardır büyük bir kargaşa ve zulüm yaşanmaktadır. Bugün hala tüm acımasızlığı ile devam eden katliam ve kıyımlar, bölgenin İngiliz hakimiyetine girmesi ile başlamış ve bağımsız bir Yahudi Devleti'nin kurulması ile iyice hız kazanmıştır.
Bölgede yaşanan olayların temelinde, Filistin topraklarının her üç din için de kutsal topraklar olarak görülmesi yatmaktadır. Ancak Siyonist görüşün savunucuları bu kudsiyeti barış ve huzur içinde muhafaza etmek yerine, diğer halkları yok etmeyi hedefleyen bir politika izlemişlerdir. Siyonist düşünceye göre Yahudiler Allah tarafından seçilmiş "üstün bir ırk"tır ve diğer tüm dünya halkları Yahudilere boyun eğmekle yükümlüdür. Siyonizm için "üstün ırk" inancı kadar "vaat edilmiş topraklar" inancı da son derece önemlidir. Bu inanca göre Yahudiler Allah'ın kendilerine vaat ettiği kutsal topraklarda yaşamalıdırlar. Nil'den Fırat'a kadar bir alanı içine alan bu kutsal toprakların merkezini ise başta Kudüs olmak üzere Filistin toprakları oluşturur. Siyonizme göre vaat edilmiş topraklarda yaşamak Yahudilerin en doğal hakkıdır ve buna engel olmak isteyenlere karşı her türlü şiddet ve baskı uygulanabilir. İşte günümüzde Filistin'de yaşanan adaletsizlik ve haksızlıkların, İsrail Devleti'nin Filistin halkına karşı uyguladığı şiddet ve baskı politikasının temelinde bu ırkçı inanç ve görüş yatmaktadır.
Yahudiler için Filistin toprakları üzerinde bağımsız bir "Yahudi Devleti" kurulması kutsal bir misyondur. 1948 yılının Mayıs ayında gerçekleştirilen bu misyonun sürekliliğinin korunması ise bir başka önemli hedeftir. İsrail Devleti'nin yöneticilerine göre bu sürekliliğin korunması ancak, Filistin topraklarında Yahudi nüfusunun artırılması ve Yahudilerin yaşadığı alanların genişletilmesi ile mümkündür. Bunun sağlanabilmesi için de Filistin halkı ya tamamen bu topraklardan sürülmeli ya da yok edilmelidir. İşte bu inançla İsrail Devleti 50 yılı aşkın bir süredir Filistin halkına karşı etnik bir soykırım yürütmektedir.
FİLİSTİN HALKININ SÜRGÜN EDİLMESİ
Filistin topraklarında bağımsız bir Yahudi Devleti kurmaya karar verdiklerinde karşılaştıkları ilk sorunlardan biri bu topraklarda yaşayan Yahudi nüfusun azlığı idi. 1900'lerin başında Filistin'deki Yahudi nüfusu %10'un altında idi. Siyonistlerin çalışmaları ile 1920'lerde 100.000 olan Yahudi göçmen sayısı, resmi kayıtlara göre 1930'larda 232 bine ulaştı. 1939'a gelindiğinde toplam 1,5 milyon olan Filistin nüfusunun 445 bini Yahudi idi. Bundan yirmi yıl önce %10'dan daha az olan nüfus oranı, 1939'da %30'a ulaşmıştı. Nüfusla birlikte Yahudi yerleşim alanları da büyük bir hızla genişledi. 1939'da Yahudilerin sahip oldukları toprak miktarı 1920'li yıllarla kıyaslandığında iki katına çıktı. 1947 yılına gelindiğinde ise Filistin'de 630 bin Yahudi, 1 milyon 300.000 Filistinli vardı. BM tarafından Filistin'in taksim edildiği 29 Kasım 1947'den İsrail Devleti'nin kurulduğu 15 Mayıs 1948'e kadar İsrailliler Filistin topraklarının önemli bir bölümünü ele geçirdi. Bu esnada Filistin köylerine yapılan baskınlar ve katliamlar sonucunda 500 kadar kent, kasaba ve köyde yaşayan 950 bin Filistinlinin sayısı 138 bine düştü. Bunların büyük bir bölümü öldürülmüş, bir bölümü de sürgün edilmişti. İleride İsrail ordusunu oluşturacak olan Siyonist terör örgütleri Müslüman köylerine ve kasabalarına gece baskınları düzenliyorlar ve Müslümanları kurşuna dizip, geçtikleri yerleri yakıp yıkıyorlardı. Bu şekilde 1948 ve 49 yıllarında yaklaşık 400 Filistin köyü haritadan silindi. Filistinlilerin geride bıraktıkları mallarına ise "Ülke Dışında Yaşayan Mal Sahiplerinin Mülkleri Yasası" ile Yahudiler tarafından el konuldu. 1947'den önce Filistin topraklarının %6'sına sahip olan Yahudiler, devlet resmen kurulduğunda tüm toprakların yaklaşık %90'ını ele geçirmişlerdi.9 Filistinli Araplara sadece Gazze Şeridi ve Batı Şeria olarak bilinecek iki ayrı bölge kaldı.
Görüldüğü gibi gelen her Yahudi kafilesi Müslüman Filistin halkı için zulüm, baskı ve şiddet anlamı taşıyordu. Çünkü Siyonist örgütler yeni gelenleri yerleştirmek için Filistin halkını asırlardır yaşadıkları topraklardan baskı ve zor kullanarak sürüp çıkartıyor ve göçe zorluyorlardı. Hatta Göçmen Dairesi Başkanı Joseph Weitz 1940'da yaptığı bir konuşmada, "Şu anda bu topraklar arasında iki ayrı halka yer yoktur. Eğer Araplar bu küçücük ülkede yaşayacaklarsa hedefimize asla varamayacağız. Öyleyse Arapları buradan uzaklaştırıp, komşu ülkelere sürmeliyiz, hem de hepsini" diyordu.10 Dönemin Tel Aviv Belediye Başkanı General Shlomo Lahat ise, "Filistinliler bu topraklarda köle olarak yaşamayı kabul edinceye kadar katliamı sürdürmeliyiz" sözleri ile Siyonistlerin Filistin halkına bakış açısını dile getiriyordu.11 MÜLTECİ KAMPLARI
İşine gitmek veya yakın bir mülteci kampında yaşayan akrabalarını ziyaret etmek maksadıyla yola çıkan bir Filistinli için, 10-15 dakikadan uzun sürmeyecek yolculuklar adeta bir işkenceye dönüşür. Çünkü sık aralıklarla kurulmuş olan kontrol noktalarında, İsrail askerleri tarafından sözlü ve fiili tacizlere uğrarlar. |
Mültecilerin Sığındığı Yerler
BÖLGE | KAMPLARDA | KAMPLAR DIŞINDA | TOPLAM |
ÜRDÜN | 238.188 | 1.050.009 | 1.288.197 |
BATI ŞERİA | 131.705 | 358.707 | 517.412 |
GAZZE | 362.626 | 320.934 | 683.560 |
LÜBNAN | 175.747 | 170.417 | 346.164 |
SURİYE | 83.311 | 253.997 | 337.308 |
TOPLAM | 991.577 | 2.181.064 | 3.172.641 |
İsrail Hayfa Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Benjamin Beit Hallahmi, The Israeli Connection (İsrail Bağlantısı) adlı kitabında, Gazze Şeridi'nde yaşayan Müslümanların içinde bulunduğu durumu ve İsrail'in buradakilere bakış açısını şöyle dile getirmektedir:
Binlerce yıldır yaşadıkları yerlerden Yahudiler tarafından zorla sürülüp çıkarılan Filistinlilerin büyük bir çoğunluğu, halen mülteci kamplarında yaşamlarını sürdürüyor. Şu anda mülteci konumunda yaşayan Filistinlilerin sayısı 3.5 milyonu bulmaktadır. Bu kamplar sürekli olarak İsrail Devleti'nin tacizlerine, baskınlarına ve bombalı saldırılarına uğramaktadır |
Mülteci kamplarındaki kötü koşullara daha yakından göz atabilmek için Amerikan vatandaşı bir Filistinlinin bu kamplara yaptığı ziyaret sırasında edindiği izlenimlere kısaca yer vermekte fayda vardır. Yasemin Subhi Ali isimli bu tıp öğrencisinin, 1999 yılında Şatilla Kampı'na yaptığı ziyarete dair izlenimleri şu şekildedir:
Filistin halkı İsrail kuvvetlerinin acımasız saldırılarının yanı sıra, çok büyük bir ekonomik sıkıntı, açlık ve susuzlukla da mücadele etmektedir. |
SİVİL HALKA KARŞI YÜRÜTÜLEN SOYKIRIM
Filistin'de saldırıya uğrayan, üzerlerine ateş açılan, bombardımana tutulan çocukların, gençlerin ve kadınların ancak çok az bir kısmı dünya medyasına yansımaktadır.
Cumhuriyet, 10/4/01 İsrail kuvvetleri otomatik tüfekler ve ağır silahlarla savunmasız halka saldırıyor |
Aksa İntifadası'nda yaşanan insanlık dışı manzaraları gazeteci-yazar Ruth Anderson, Filistin'de yayınlanan The Palestine Chronicle'da şöyle aktarmaktadır:
Hiç kimse yeni evli bir Filistinlinin sadece protesto için sokağa çıkıp, şehit olarak eşini dul bıraktığını duymadı bile. Kim Filistinli gençlerin barbarca katledilmeden önce kollarının ya da kafataslarının parçalandığından haberdar? Ya da hangi Amerikan vatandaşı, sekiz yaşındaki küçük Filistinlinin İsrailli askerler tarafından kurşunlanarak öldürüldüğünü biliyor? Yahudi yerleşimcilerin ellerindeki çeşitli silahları nereden temin ettiğini ve Barak hükümeti tarafından cesaretlendirilerek, Filistin köylerini basıp, tarlaları yerle bir ettiğini, Filistinli sivilleri katlettiğini kim anlatıyor? Filistinli bebeklerin evlerinde uyurken hava bombardımanı sırasında öldüğünü ya da güvenli bir yere götürülmeye çalışılırken İsrail askerleri tarafından kurşun yağmuruna tutulduğunu bilen var mı? Herkes çok iyi biliyor ki bebekler taş atamaz. Herkes bunu biliyor, sadece İsrailliler ve Amerikalılar nedense bilmiyor!"14
İSRAİL ÇOCUK KANI AKITIYOR
EVRENSEL, 25/4/01 MİLLİYET, 29/3/01 YENİ ŞAFAK, 4/10/00 |
Filistin'de yaşanan tüm bu insanlık dışı manzaralara karşı dönemin Başbakanı Ehud Barak'ın verdiği cevap ise İsrail Devleti'nin anlayışını yansıtması bakımından oldukça dikkat çekicidir:
Bana Gazze'de, Batı Şeria'da ve diğer mıntıkalardaki çatışmaların nasıl dineceğini sormayın. Filistinli kalabalıklara karşı her türlü aracı kullanmak meşrudur. Kaç Filistinlinin öldüğü beni alakadar etmez. Benim için önemli olan halkımın emniyetidir.15
İsrail ordusunun generallerinden E. Eytan'ın verdiği cevap ise çok daha düşündürücüdür:
Yaptığımız hiçbir şeye pişman değiliz. Biz halkımızın ve askerlerimizin emniyeti için herşeyi kullanmaya hazırız. Filistinli göstericilere karşı askerlere silah kullanma emri verilmiştir. Özellikle göğüs ve başlara vurularak halkın kalbine korku verilmelidir.16
ARŞİVLERDE KALAN BİR FOTOĞRAF İsrailliler katliamlarını tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştiriyor. ZAMAN, 2/10/00 |
İsrailli yetkililerin yukarıdaki ifadeleri, zalimliklerinin de en açık ifadelerindendir. Rakamlar İsrail askerlerinin kendilerine verilen bu emirleri eksiksiz olarak yerine getirdiğini göstermektedir. Filistin Sağlık Örgütü'nün hazırladığı rapora göre Aksa İntifadası'nda hayatını kaybeden 400'den fazla kişinin %34'ü 18 yaşından küçüktür. Ancak asıl önemli olan, ölenlerin %47'sinin gösterilere veya çatışmalara katılmamış kişiler olmasıdır. Batı Şeria'da yaralananların %38'i gerçek kurşunlarla yaralanmıştır ve bunların da %75'i vücudunun üst kısmından yaralanmıştır. Gazze Şeridi'nde ise yaralananların %40'ı gerçek kurşunlardan yaralanmış ve bunların da %61'i vücudunun üst kısmından, yani göğsünden vurulmuştur. Yaralıların toplam sayısı 10 bini geçmiştir. 1.500 kişide ise kalıcı sakatlıklar meydana gelmiştir. Bunun yanı sıra yaralıların tedavi edildiği hastaneler de sık sık saldırıya uğramıştır. Toplam 1.450 kişi gözaltına alınmıştır ve bu kişilerden 750'si hala İsrail hapisanelerinde bulunmaktadır.
MİLLİ GAZETE, 26/3/01 YENİ ŞAFAK, 12/10/00 SABAH, 3/10/00 |
Toplam 2.760 bina ağır hasar görmüştür. Bunlardan 773'ü sivil Filistinlilerin evleridir ve bu evlerden 180'i tamamen yıkılmıştır. Hasar gören binalar arasında 29 cami, 12 kilise ve 44 su deposu bulunmaktadır. 41 okul tamamen kullanılamaz hale gelmiştir, hatta bu okullardan 4 tanesi İsrailliler tarafından askeri depo olarak kullanılmaktadır. 30 okul binası ise İsrail askerleri tarafından yakılmış, bu durum yaklaşık 400 bin dolarlık bir hasara neden olmuştur. Aksa İntifadası'nın ilk iki ayında ise okuldan evlerine dönen 45 öğrenci öldürülmüştür.17
Tüm bu rakamlar açık bir gerçeği göstermektedir: İsrail Devleti, Filistin halkına karşı bilinçli ve sistemli bir yok etme politikası uygulamaktadır. Yukarıdaki rakamlar İsrail askerlerinin silahlarını, güvenlik gerekçesi ile etkisiz hale getirme amaçlı değil, öldürme ve sakat bırakma amaçlı kullandıklarını göstermektedir. Hayatını kaybedenlerin ve sakat kalanların büyük çoğunluğu başından, göğsünden veya arkadan vurulmuştur. Sadece etkisiz hale getirmeyi amaçlayan bir askerin karşı tarafı başından ve göğsünden, üstelik de arkasını dönüp kaçarken vurmayacağı açıktır.
İsrail askerleri yıllardır çocuk denecek yaştaki Filistinli gençleri, savunmasız insanları gözlerini kırpmadan, vahşice öldürüyorlar. |
Vicdan sahibi her insanın bu gerçeği düşünmesi ve bir çıkış yolu bulmak için çaba sarf etmesi gerekmektedir. Bu çıkış yolu ise -kitabın diğer bölümlerinde de ifade ettiğimiz gibi- Kuran ahlakının insanlar arasında yaygın bir şekilde yaşanmasıdır. Gerek Filistin topraklarında gerekse savaşların ve çatışmaların yaşandığı pek çok ülkede barış ve huzur ancak bu yolla sağlanabilir. Çünkü Kuran ahlakının emrettiği adalet, yardımlaşma, merhamet, sevgi, şefkat, fedakarlık, affedicilik gibi özellikler yeryüzüne hakim olursa, bunun sonucunda kesin olarak adaletli, barış dolu ve güvenli bir ortam oluşacaktır.
|
İsrail'in Kudüs Camii yakınındaki asırlardır kapalı duran bir tüneli açması üzerine çıkan olaylarda Filistin Maliye Bakanı İsrailli askerlerin sopalı saldırısına uğramıştı. (en üst sağda) Filistin halkının yarım asırdan uzun zamandır devam eden haklı mücadelesini İsrail askerleri bombalarla, mermilerle ve sopalarla durdurmaya çalışıyorlar. |
25 Şubat 1994 günü El Halil (Hebron) kentindeki İbrahim Camii'nde namaz kılan Müslümanlar fanatik bir Yahudi tarafından topluca tarandılar. 67 Müslüman olay yerinde şehit olurken, 300'den fazla kişi yaralandı. İsrail toplumundan büyük destek gören katliam organize bir hareketin ve planın sonucuydu. Alt iki resimde cami saldırısında hayatını yitiren insanlar görülmektedir. Filistin'de yaşananlara tam yarım asırdır tüm dünya şahit oluyor. Bu vahşet dolu zulüm her gün dünyanın dört bir yanındaki gazetelere konu oluyor ve milyarlarca insanın gözleri önünde cereyan ediyor. |
NAMLI UCUNDA İBADET



9- Noam Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer, Ö. Orhangazi, G. Özgür, H. H. Saunders, Terör Ne, Terörist Kim, Mart 2000, Ütopya Yayınevi, Ankara, cilt 2, s. 276
10- Noam Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer, Ö. Orhangazi, G. Özgür, H. H. Saunders, Terör Ne, Terörist Kim, Mart 2000, Ütopya Yayınevi, Ankara, cilt 2, s. 277
11- Noam Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer, Ö. Orhangazi, G. Özgür, H. H. Saunders, Terör Ne, Terörist Kim, Mart 2000, Ütopya Yayınevi, Ankara, cilt 2, s. 277
12- Benjamin Beit Hallahmi, The Israeli Connection : Who Israel Arms and Why, Pantheon Books,1987, s. 237-240
13- Zaman Gazetesi, 6 Mart 2001
14- Yeni Şafak Gazetesi, 31 Aralık 2000
10- Noam Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer, Ö. Orhangazi, G. Özgür, H. H. Saunders, Terör Ne, Terörist Kim, Mart 2000, Ütopya Yayınevi, Ankara, cilt 2, s. 277
11- Noam Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer, Ö. Orhangazi, G. Özgür, H. H. Saunders, Terör Ne, Terörist Kim, Mart 2000, Ütopya Yayınevi, Ankara, cilt 2, s. 277
12- Benjamin Beit Hallahmi, The Israeli Connection : Who Israel Arms and Why, Pantheon Books,1987, s. 237-240
13- Zaman Gazetesi, 6 Mart 2001
14- Yeni Şafak Gazetesi, 31 Aralık 2000
15- Fikret Ertan, İsrail'in Emniyeti, Zaman Gazetesi, 14 Ekim 2000
16- Fikret Ertan, İsrail'in Emniyeti, Zaman Gazetesi, 14 Ekim 2000
17- Bu rakamlar Eylül 2000- 20 Mart 2001 tarihi arasındaki dönemi kapsamaktadır. Kızıl Haç, BM gibi örgütlerin bölgede çalışma yapan birimlerinin verilerinden elde edilerek Filistin HDIP Enstitüsü tarafından hazırlanmıştır -http://www.hdip.org
16- Fikret Ertan, İsrail'in Emniyeti, Zaman Gazetesi, 14 Ekim 2000
17- Bu rakamlar Eylül 2000- 20 Mart 2001 tarihi arasındaki dönemi kapsamaktadır. Kızıl Haç, BM gibi örgütlerin bölgede çalışma yapan birimlerinin verilerinden elde edilerek Filistin HDIP Enstitüsü tarafından hazırlanmıştır -http://www.hdip.org
Etiketler:
Adnan Oktar,
Allah,
Altın Çağ,
Harun Yahya,
İslam,
İslam Birliği
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
